Estratégia & Análise
ISSN 0033-1983
Principal

Artigos

Clássicos da Política Latino-Americana

Coluna Além das Quatro Linhas

Coluna de Rádio

Contenido en Castellano

Contos de ringues e punhos

Democracy Now! em Português

Democratização da Comunicação

Fale Conosco

LARI de Análise de Conjuntura Internacional

NIEG

Original Content in English

Pensamento Libertário

Publicações

Publicações em outros idiomas

Quem Somos

Sobre História

Sugestão de Sites

Teoria



Apoiar este Portal

Apoyar este Portal

Support this Website



Site Anterior




Creative Commons License



Busca



RSS

RSS in English

RSS en Castellano

FeedBurner

Receber as atualizações do Estratégia & Análise na sua caixa de correio

Adicionar aos Favoritos

Página Inicial
















































Publicações em outros idiomas •
publications in other languages •

Anarşizm ve demokratik konfederalizm arasındaki köprüler (II)




Bruno Lima Rocha

Bu Bölüme Özel Giriş

Bu bölümde anarşist siyaset modeli hakkındaki bazı tarihsel bilgileri açıklayıp son kısımda da bu deneyimler ve Demokratik Konfederalist toplumsal değişimin katalizörü olmayı amaçlayan siyasal organizasyonun (PKK) son zamanlardaki misyonları arasında bir karşılaştırma yapacağım.

enviar •
imprimir •

Anarşist Örgütsel Modelin Ataları: Üç Önemli Deneyim

Uluslararası Sosyal Demokrasi Birliği: Makalenin ilk bölümünde bahsetmiş olduğum gibi (ilk bölüm de çevrildi, buradan erişebilirsiniz) federalist örgütsel model yeni bir şey değil. 1868 yılında Uluslararası İşçi Derneği (International Workers’ Association, IWA, ya da Latin dillerindeki hali ile AIT) içinde federalist kanatta en tanınmış kişisi Rus aktivist Mihkail Bakunin (1814-1876) olan Uluslararası Sosyal Demokrasi Birliği (Bakunin tarzı Birlik olarak da bilinen) adıyla bilinen örgütlü bir siyasi güç bulunmaktaydı. Birlik, üyelerinin büyük kısmı gizli hareket eden “Carbonarian” tipi örgütlü kadrolar aracılığı ile çalışmaktaydı. IWA’daki tanınmış liderlere bazı açık göndermeler yapılmaktaydı ve örgüt, sadece belli bölgeler ve ülkelerde çalışmamaktaydı. Delegeleri ve (militan bağlılığı olan) örgütçüleri uzak ülkelere ve bölgelere gönderip toplumsal örgütlenmeyi yaymak, Birliğin bir hücresini kurmak ya da hâlihazırda var olan isyan hareketlerini desteklemek nadir görülen şeyler değildi. Birliğin içerisindeki deneyimli militanların toplumsal aktivist, siyasi örgütçü ve ideolojik propagandacı olarak görev aldıklarını görebiliyoruz. Ayrıca, bazen – Paris isyanında ve Komün’de olduğu gibi – toplumsal mücadelenin tırmandığı yerlerde ön saflarında olan Birlik militanları, işçilerin modern zamanlardaki ilk özyönetiminin örgütlenmesinde siyasi bir güç olarak yer almıştır (1871 Mart’ından Mayıs’ına kadar).

Sosyalist Devrimci Anarşist Partisi: Bir diğer bahse değer parti modeli de 1891 yılında kurulmuş olan Sosyalist Devrimci Anarşist Partisi’ydi (The Socialist Revolutionary Anarchist Party, SRAP, Malatestian Party ya da Latin dillerinde bilindiği hali ile PRSA) ve en bilindik referansı ise Napolili anarşist Errico Malatesta’ydı (1853-1932). SRAP’nin gizli bir kanadı olsa da bu parti modeli en bilindik örgüt tiplerinden birisiydi. Militanları kitle düzeyinde (toplumsal) ve aracı düzey (siyasi ve toplumsal) olmak üzere siyasi propagandanın dağıtım ve üretim sürecinde de yer alıyordu. Üyeler (partinin kuruluşundan 1922’deki faşist darbeye kadar) İtalya’da yürütülen doğrudan eylemler de dâhil olmak üzere birçok farklı görev almışlardı (çok işlevli kadrolar).

Ukrayna İsyancı Köylü Ordusu: İç savaş sırasında, kitlesel siyasi örgütlenme bakımından elde edilen deneyim özellikle Ukrayna’daki Rus Devriminden gelmekteydi (1918-1921). Militan referansını Nestor Ivanoviç Makno’ya (1888-1934) yapan Ukrayna İsyancı Köylü Ordusu (Kara Ordu, Maknoviççi ya da Maknovist olarak da biliyor), Ukrayna’nın büyük bir kısmında siyasi, askeri ve yönetimsel hegemonyasını kurabilmiş ve üretimin kolektifleştirilmesine ve askeri güçleri seçimle başa gelen komutanların yönetiminde bulunan atlı birliklere dayanan bir yönetim biçimi geliştirmişti. Bir de örgütün o dönemde (sağcı, Çar yanlısı) Beyaz Orduya ve (Bolşevik Partisinin silahlı gücü olan) Kızıl Orduya karşı üst derecede direniş gösteren siyasi/militan birleşimi vardı. Askeri kanat, özyönetimin, sosyoekonomik öz-idarenin siyasi federalist biçimini güvence altına alma kurumuydu. 1921’de Kızıl Orduya yenildiğinde Kara Ordunun Genel Kurmayından geriye kalanlar Fransa-Paris’te bir araya gelip Örgütsel Platform ya da Liberter Komünizm isimli anarşist siyasi teori olarak bilinen bir siyasi manifestoyu kaleme aldılar. 1920’ler ve 1930’lar boyunca yayılan bu belge, bugün de bu model için hala geçerli olan dört teorik ilkeyi içermekteydi: Taktiksel Birlik, Teorik Birlik, Kolektif Sorumluluk, Federalizm.

Üç Deneyimin Ortak Özellikleri ve PKK’nin Günümüz Misyonu ile Benzerlikleri
Bu örgütlerin içerisindeki tarihsel deneyimler ve birikimler sadece anarşist bir parti kavramının tartışıldığı bütüncül bir tezle son bulabilirdi. Fakat ben bu seride örgütsel modeller arasındaki ortak özellikleri – üye seçimini (parti kadroları), devlet seçimlerine katılmamayı (seçim karşıtlığı), etkin azınlık tipi faaliyeti (ayrıcalıklı sınıf kavramı karşıtlığı), bir toplumsal form olarak içsel federal yapıyı (siyasi federalizm), kolektif ve kitlesel çatışmalarda zorun sistematik kullanımını (siyasi olay üretiminde öncül araç olarak doğrudan eylem), öncelik olarak örgütlenen sosyal yapıların yansımalarını (güçlü bir halk inşa etme), profesyonel aracılığın tasfiye edilmesini (doğrudan halk demokrasisi) ve olası eleştirelliğin olanağı ile militanların bağlılığına göre artan siyasi sorumluluğu içeren içsel yükselmeyi (içsel demokrasi ve yenilenme) vurgulayacağım.

Anarşist örgüt modeli ile Kürdistan özgürlük hareketinin siyasi araçları arasındaki benzerlik o kadar etkileyici ve net ki yoldaş Mustafa Karasu tarafından yazılan ve PKK’nin İngilizce internet sitesinde yayınlanan tek bir paragrafın okunması bile bunu kanıtlar niteliktedir.

“PKK, yoğun özeleştiri ve klasik sosyalizm ile uygulanan formlarının kapsamlı bir eleştirisi sonucunda kendisini yeniden yapılandırmıştır. Klasik sosyal teoriyi yetersiz bulmaktadır. PKK, klasik sosyalizmin yeterince antikapitalist olduğuna inanmamakta ve bir baskı aracı olmasına rağmen devletle çok fazla içlidışlı olduğunu düşünmektedir. Yerine yeni bir tanesini kurmak için bir devleti yıkmak devrimci bir pratik değildir, bunun yerine hegemonik sistemi aşmak, yıkmak veya minimize etmek ve bunu sosyalizmi eleştirerek sosyalist bir sistem kurarak değiştirmek PKK’nin şu andaki metodudur. Devleti yıkmak, sistemi yıkmakla aynı şey değildir. Bu ikisini birbirine karıştırmak sosyalizmden sapmanın bir göstergesidir.”

Batılı veya batı dışı birçok toplumdaki sosyalist tarihi ve işçi hareketlerini incelediğimizde devlet karşıtı ve devlet güdümlü sosyalist partilere yöneltilen eleştirilerin aynısının en azından 1864’ten itibaren binlerce inançlı anarşist militan tarafından yapıldığını görmekteyiz! “PKK, yoğun özeleştiri ve klasik sosyalizm ve uygulanan formlarının kapsamlı bir eleştirisi sonucunda kendisini yeniden yapılandırmıştır,” cümlesini okuduktan sonra anarşist siyasi örgütlerin kullandığı aynı metotların – siyasi alanı, otoriteryen ve (liberal olsun ya da olmasın) kapitalist geleneklere ait olan ideolojik düşünceleri yeniden üretmeyi engellemek için içsel olarak devamlı mücadelenin – kullanıldığını görebiliyoruz. Makalenin ilk kısmında söylediğim gibi PKK’nin mevcut praksisleri anarşist dünyayı besleyip bu dünyadan beslenebilir. İlk adım karşılıklı tanıma ve iki geleneğin de birbirleri ile olan temaslarıdır. Bu serinin amacı da bu ortak çabaya bir katkı sağlamaktır.

Mustafa Karasu’nun makalesi için: http://www.pkkonline.com/en/index.php?sys=article&artID=186

Bruno Lima Rocha’nın siyaset biliminde PhD (doktora) ve MSc (Master Derecesi) bulunmaktadır, Uluslararası Çalışmalar ve Jeopolitik Profesörü olup Güney Brezilya’da 3 yerel üniversitede ders vermektedir.
 






« voltar